Shopping cart
Your cart empty!

Haber, rehber, etkinlik ve şehir yaşamı tek platformda.
Antik dünyanın "ele geçirilemez" bölgesi Pisidya! Büyük İskender'den Roma İmparatorluğu'na, sarp Torosların savaşçı halkı ve Isparta topraklarının barındırdığı stratejik antik kentlerin (Antiokheia, Sagalassos) askeri tarihi Isparta Medya'da.

Bugün Isparta denildiğinde akla göller, elma bahçeleri ve gül tarlaları geliyor. Ancak bu toprakların tarihi, modern Isparta’dan çok daha eskiye uzanıyor. Bugün Isparta ve çevresinde gördüğümüz dağlar, vadiler ve yüksek ovalar, antik çağlarda Pisidya olarak bilinen geniş bir coğrafyanın önemli bölümünü oluşturuyordu.
Sarp arazi yapısı nedeniyle ulaşılması ve denetim altına alınması kolay olmayan Pisidya, yüzyıllar boyunca farklı devletlerin ve orduların karşılaştığı bölgelerden biri oldu. Yalvaç’taki Pisidia Antiokheia, Ağlasun’daki Sagalassos ve çevredeki diğer antik yerleşimler ise bu uzun geçmişin bugün hâlâ görülebilen en önemli izleri arasında.
Isparta Medya olarak, bu coğrafyanın savaşlarda neden bu kadar önemli olduğunu; Büyük İskender’den Roma dönemine uzanan süreçte Isparta ve çevresinde neler yaşandığını ele alıyoruz.
Büyük İskender’in MÖ 334 yılında başlayan Anadolu seferi sırasında Pisidya, karşılaştığı zorlu bölgelerden biri oldu. Dağlık arazi ve savunmaya elverişli kentler, orduların ilerleyişini doğrudan etkiliyordu.
İskender, MÖ 333 yılında Sagalassos’a ulaştığında ciddi bir direnişle karşılaştı. Yaşanan çatışmaların ardından kent İskender’in hâkimiyetine girdi. Bugün Ağlasun yakınlarında bulunan Sagalassos’un Büyük İskender’in Anadolu seferiyle doğrudan bağlantılı olması, kenti Isparta’nın antik tarihi açısından daha da önemli hâle getiriyor.
Ancak bölgedeki bütün kentler aynı şekilde teslim olmadı. Bazı yerleşimler, sarp konumlarının sağladığı savunma avantajından yararlanarak direnebildi. Termessos bunun en bilinen örneklerinden biri.
Pisidya’da yaşananlar, savaşlarda coğrafyanın ne kadar belirleyici olabildiğini açıkça gösteriyor. Dağlar ve geçitler burada yalnızca doğal bir manzara değil, orduların hareketini etkileyen önemli unsurlardı.
Büyük İskender’in ardından bölge Hellenistik krallıkların hâkimiyetine girdi. Zamanla Roma’nın Anadolu’daki gücü arttı ve Pisidya da Roma düzeninin içine dâhil oldu.
Roma açısından Pisidya’yı yönetmek yalnızca kentlerde hâkimiyet kurmaktan ibaret değildi. Dağlık ve parçalı coğrafyada yolların, yerleşimlerin ve ulaşım bağlantılarının oluşturulması da büyük önem taşıyordu.
Bu dönemin en dikkat çekici örneklerinden biri Via Sebaste, yani Sebaste Yolu oldu.
Augustus döneminde oluşturulan yol ağı, Roma’nın Pisidya’daki yerleşimleri birbirine bağlamasına yardımcı oldu. Askerlerin hareketi kadar insanların, malların ve haberlerin taşınması da bu ulaşım ağından yararlanıyordu.
Isparta açısından Via Sebaste’nin önemi ise özellikle Pisidia Antiokheia ile birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkıyor. Roma dönemindeki yollar, Yalvaç çevresindeki bu önemli kentin bölgedeki diğer merkezlerle bağlantısını güçlendirdi.
Bugün Yalvaç’ın yakınlarında bulunan Pisidia Antiokheia, Isparta’nın antik geçmişi açısından en önemli merkezlerden biri.
Kentin geçmişi Hellenistik döneme kadar uzanıyor. Roma döneminde ise Antiokheia bir koloni kenti olarak gelişti ve geniş bir yerleşim alanına sahip önemli merkezlerden biri hâline geldi.
Bugün antik kentte görülebilen Augustus Tapınağı, tiyatro, Roma hamamı, su sistemi ve çeşitli anıtsal yapılar, burada uzun yıllar boyunca canlı bir şehir hayatının sürdüğünü gösteriyor.
Antiokheia’yı yalnızca taş yapılardan oluşan bir antik kent olarak düşünmemek gerekiyor. Kentin yolları, kamu yapıları ve ulaşım bağlantıları, Roma dönemindeki şehir hayatının nasıl işlediğine dair önemli bilgiler veriyor.
Kentte bulunan Res Gestae Divi Augusti yazıtının Latince parçaları da dikkat çekici buluntular arasında. Augustus’un kendi faaliyetlerini anlattığı bu metne ait parçalar bugün Yalvaç Müzesi’nde görülebiliyor.
Pisidia Antiokheia’nın hikâyesi savaşlarla sınırlı değil.
Roma döneminde önemli bir şehir hâline gelen Antiokheia, aynı zamanda Anadolu’daki erken Hristiyanlık tarihi açısından da dikkat çekiyor. Aziz Paulus’un kente gelmesi, Antiokheia’nın dini tarihindeki en önemli gelişmelerden biri olarak kabul ediliyor.
Bugün antik kentte bulunan St. Paul Kilisesi, bu dönemin en önemli izlerinden biri.
Böylece Antiokheia’nın tarihine baktığımızda yalnızca orduları ve imparatorlukları değil; günlük yaşamı, ticareti, dini hayatı ve şehir kültürünü de görebiliyoruz.
Isparta’nın antik geçmişi, birkaç antik kentten ibaret değil. Bu kentlerin her biri, farklı dönemlerde bu coğrafyada yaşayan insanların nasıl bir hayat sürdüğüne dair ayrı bir hikâye anlatıyor.
Sagalassos, Büyük İskender’in Anadolu seferinden Roma döneminin gelişen şehir hayatına uzanan bir geçmişi gözler önüne seriyor. Pisidia Antiokheia ise Roma’nın şehirleşme anlayışından erken Hristiyanlık dönemine kadar uzanan çok daha geniş bir tarih sunuyor.
Bugün bu kalıntıların arasında dolaşırken dikkat çeken bir başka şey de coğrafyanın kendisi. Dağlar, vadiler ve geçitler binlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bölgenin karakterini belirliyor.
Isparta’nın tarihine biraz daha yakından baktığımızda, karşımıza yalnızca Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden oluşan bir geçmiş çıkmıyor. Büyük İskender’den Roma’ya, Hellenistik dönemden erken Hristiyanlığa kadar uzanan binlerce yıllık bir tarih bu toprakların altında ve üzerinde yaşamaya devam ediyor.
Yorumlar
Okuyucu görüşleri editör onayından sonra yayınlanır.
Yorumlar yükleniyor...
Yorum Yap
Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.